..

ÖDÜL SAHİPLERİNİN TARİHÇELERİ





ULUSLARARASI 5. ALTIN SAAT KULESİ
ÖDÜLLERİ FESTİVALİ MUHTEŞEM
ETKİNLİKLERLE SONA ERDİ
Uluslar Arası 5. Altın Saat Kulesi Ödülleri Festivaline 29 Kasım günü Torbalı’dan start verildi, 30 Kasım günü Fuar İsmet İnönü Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlenen muhteşem bir programla finali yapıldı
Erzurum 2011 Universiteler Arası Kış Oyunlarının Tanıtımına Uluslar Arası Destek temasıyla gerçekleştirilen ve Avrasya Gazetesi, Dünya Kuaförler Konfederasyonu (CMC), Torbalı Belediyesi, İzmir Büyükşehir belediyesi Kültür Müdürlüğü, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, İZBA, Ege TV, Babadan Cağ Kebap Salonu, Bulgaristan Pernik Belediyesi, Smolan Belediyesi, Ukrayna CMC Temsilciliği ile çeşitli Balkan ülkelerinden kültür elçilerinin ortak katkılarıyla yapılan festival izleyenleri adeta büyüledi.


Torbalı Belediyesi ve halkının duyarlılık örneği gösterdiği ve sahip çıktığı Erzurum 2011 teması, Torbalı Çetineller İlköğretim Okulu Kapalı Spor Salonunu dolduran yüzlerce davetlinin coşkusuyla belgelendi. Söyledikleri duygulu parçalar ve çifte telli oyunu ile geceye damgasını vuran Torbalı ekibine, Şenyurtlular Bar ekibi ve Bulgaristan Pernik Halk Oyunları ekibi eşlik etti.

CMC Türkiye 1. Saç Stil Yarışması’nın da gerçekleştirildiği festivalde onlarca kuaför yarattıkları bir birinden güzel modellerle dereceye girmek için kıyasıya yarıştılar. Yarışmada birinciliği İzmirli kuaför Ali Temur, ikinciliği yine İzmirli kuaför Elif Manduz ve üçüncülüğü yarışmaya Ukrayna’dan katılan Alicya İvanovna kazandılar. Festival komitesinde yer alan CMC Türkiye Başkanı Harun Cici, Doğuanadolu Bölge Temsilcisi Ahmet Özerbaş ve İzmir Bölge Temsilcisi Mehmet Aktekin tarafından saçlara uyarlanan Altın Saat Kulesi, Çifte Minare, Çift başlı Kartal ve meşale halk tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.

Oldukça kabarık bir protokol listesinin oluştuğu festivale İzmir Vali Yardımcısı Ömer Karaman, Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu, Konya Hüyük Belediye Başkanı Ahmet Temiz, Tortum Şenyurt Belediye Başkanı Lokman Akça, Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Fikret Öztürk, Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdür Muavini İkram Sönmez,GESKOP Başkanı Metin Taşkın, Erzurumlular Vakfı Başkanı Cevat Kırkpınar, Erzurumlular Vakfı Başkan Yardımcısı Hüseyin Sağır, çeşitli oda başkanları, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, kamu kurum ve kuruluşlarından temsilciler ile vatandaşlar katıldı.

Nihat Sözeri’nin yaptığı açılış konuşmasının ardından söz alan Vali Yardımcısı Ömer Karaman ve İESOB Başkanı Zekeriya Mutlu kısa birer konuşma yaparak festivale emeği geçenleri kutladılar ve İzmir’den başlatılan bu tanıtım hareketinin desteklenmesi ve yayılmasının gerektiğinin altını çizdiler. Konuşmacılar festivalin bu aşamaya gelmesinde emeği olanlara ve bu yılın Altın Saat Kulesi Ödülleri’ne layık görülen halk adamlarına da hizmetlerinden dolayı teşekkür ettiler.





Festivalin fuar bölümünde yaklaşık 10 saat süren yoğun bir program akışı gerçekleştirildi. Davetliler sıkılmaya zaman bulamadan farklı etkinliklerin içinde buldular kendilerini. Kültür merkezinin önüne saat 12:00’da kurulan 2 Erzurum yaprak döneri ve 1 cağ ocağı ile aralıksız 10 saat toplam 2200 kişiye ücretsiz yemek verildi.



Nihat Sözeri: AB YOLUNDAK TÜRKİYE, AB KISTASLARI UYUM SÜRECİNDE
ZORLUKLAR YAŞIYOR. BU SANCILI GEÇİŞ DÖNEMİNDE TOPLUMUMUZDA
YAŞANAN BAZI OLUMSUZLUKLAR VAR. BUNLARIN AŞILMASI İÇİN
HALKIMIZA VE POLİTİKACILARIMIZA TAVSİYELERİNİZ NELERDİR?
Cumhurbaşkanı Demirel: 1963'de Avrupa Ortak pazarı ile Türkiye arasında
anlaşma yapılmıştır. Bu tarihten günümüze kadar 42 sene geçmiştir. Geçen
42 sene zarfında ilişkilerimizde çeşitli olaylar cereyan etmiştir. Türkiye, bu
kuruluşlarla olan münasebetlerini "küse-barışa" da olsa, devam ettirmiştir.
Avrupa ile münasebetlerimizde karşılaştığımız sıkıntıların kökünde Avrupa ile
geçmişteki olan münasebetlerimiz yatmaktadır. Türk tehdidi, Müslümanlık;
bunlar Avrupa'nın zihninde, Avrupalının zihninde ve bazen zihinlerin gerisinde,
bazen önünde mevcuttur.
Avrupa Birliğine giden yol bir süreçtir. Bu süreci kısaltmak, Türkiye'nin makul
olan, yapılması lâzım gelen ve savunulabilir her şeyi yapmasıyla mümkündür.
Makul olan, yapılması lazım gelen ve savunulabilirliğin ölçüsü;
üniter devlet yapımızı, ülke bütünlüğümüzü ve güvenliğimizi bozdurmamak,
bunları zedeleyebilecek faaliyetlere ve bu yöndeki gelişmelere müsamaha
göstermemektir. Diplomasinin tüm imkanlarından yararlanılmalı, sabırlı ve
soğukkanlı olunmalıdır.
Nihat Sözeri: AB, ÜLKEMİZE ERMENİ VE KIBRIS KONULARINDA ÇEŞİTLİ
DAYATMALARDA BULUNUYOR. BUNLARIN TAMAMINI KABUL EDERSEK MİLLİ
KİMLİĞİMİZDEN VE ATATÜRK İLKELERİNDEN ÖDÜN VERMİŞ OLUR MUYUZ?
AB'NİN HER DEDİĞİNİ KABUL ETMELİ MİYİZ? SİZİN TAVSİYENİZ NEDİR?
Cumhurbaşkanı Demirel: Ermeni meselesi, Kıbrıs, Avrupa Birliği üyeliği, Irak
veya başka bir konuda Türkiye'nin izleyeceği politika şu hususları gözetmelidir:
-Ülkenin, bağımsızlığı, bölünmez bütünlüğü ile birlik ve beraberliğinin korunması,
- Anayasa ile belirlenen düzenin, değerlerin ve kurumların sürdürülmesi,
- Halkın huzur, ve güvenliğinin hürriyet içinde sağlanması,
- Türkiye ve çevresinde insan hakları, demokrasi ve serbest ekonomiye dayanan
sürekli bir barış, istikrar ve güven ortamı oluşturulması,
- Diğer ülkelerle dostluk ve ittifak geliştirilmesi,
- Ülke ekonomisinin içte ve dışta gelişip büyümesi.
1960'lı yılların başından itibaren Avrupa fikrini savunuyorum. Kendi ülkemde de
kendi ülkemin dışında da bu fikre karşı olanlarla çok tartışmalar yaptım. Ancak,
Türkiye AB'ye milli egemenliğinden, milli varlığından ödün vererek giremez.
Avrupa Birliğinden önce gelen Türkiye'nin birliğidir
Bir ülke, başka bir ülkenin veya bir birliğin, muhabbeti veya merhameti sayesinde
ayakta durmaz, kendi gücü sayesinde ayakta durur.
Bir ülke; milli kişiliğine, tarihine, kültürüne, inançlarına, adetlerine tam sahiplik şuuru
içerisinde, medeni eserler meydana getirerek, yurdu bir baştan bir başa imar veeydana
getirerek ayakta durur. inşa ederek, karnı tok, sırtı pek, bugününden emin, yarınına
güvenle bakan bir toplum m
Nihat Sözeri: SON GÜNLERDE ADINI SIKCA DUYDUĞUMUZ "KÜRT SORUNU"
GERÇEKTEN VAR MIDIR? BU DIŞ GÜÇLERİN İÇİMİZDEKİ BAZI KÖTÜ NİYETLİ
ORGANİZASYONLARI HAREKETE GEÇİRİP ÜLKEMİZİN ZAYIFLATILMASINA YÖNELİK
BİR OYUNU MUDUR?
Cumhurbaşkanı Demirel: Bu ülkede yaşayan bazı insanlar kendilerini, Kürt olarak
betimlemekte, kendilerine Kürt demektedirler. Ancak bu insanlar, devletin eşit
vatandaşı ve kurucu sahibidirler. Güneydoğu Anadolu'da yaşayan bu vatandaşlar,
milletin tamamlayıcı bir parçasıdır. Onlar ortak tarih ve müşterek bir gelecek arzusu
bakımından aynı değerleri ve aynı iradeyi paylaşan bir milletin fertleridir.
Bizim, Kürt problemimiz yoktur, bizim terör problemimiz vardır, ve maalesef, insan
hakları perdesi altında Avrupa bu hâdiseyi beslemiştir. Terör hadisesinin
"Kürt sorunu" olarak adlandırıldığına şahit olunmaktadır. Ancak şunu herkesin iyi
bilmesi gerekir ki; ne devletin bu vatandaşlarıyla ne de bu vatandaşlarımızın devletle,
cumhuriyetle, demokrasiyle bir sorunu yoktur.
Bir ülkede geçmişten gelen farklılıklar vardır; olması doğaldır. Bu farklılıkları bir zenginlik
olarak alıp bir millet bütünlüğü içerisinde tutmak önemlidir. Yoksa, bu farklılıkları bir
ayrıcalık meselesi hâline getirirseniz, bu ülkede evvelâ o ayrıcalığı yapanların huzuru
kaçar.
Bizi bölmek, parçalamak isteyenler var mı? Var, güçleri yeterse... Bizi parçalarlar
korkusuyla yaşamak da doğru değildir. Parçalanırız intibasını dışarıya vermemek
lazımdır. Bunun yolu da devlet ile milletin kaynaşması, milletin iç içe olması ile
Cumhuriyete ve devlete sadakattir.

İşte Sözeri'nin Bahsettiği O Reklam!!!
Batının Peygamberimiz Hz. Muhammet hakkında yayınlanan karikatürlere sessiz
kaldığına dikkat çeken Sözeri bu reklam onlara kapak olsun dedi.
Aslında bir dondurma reklamı... Bir rahiple rahibe oynuyor... Amaç dondurmanın
öpüşme kadar baştan çıkarıcı olduğunu göstermek ama...
Bir rahibeyle bir rahibi öpüşmek üzereyken gösteren dondurma reklamı İtalya'yı
ve Vatikan'ı ayağa kaldırdı.
Hristiyan alemini çıldırtan 'öpüşme kadar baştan çıkarıcı' sloganlı reklam,
Reklam Standartları Yönetimi'ne hakkında en çok şikayet gelen reklam oldu,
kurumun telefonlarını kilitlenirken, e-posta adresi şikayetlerle doldu taştı.
İtalya'nın önde gelen dondurma üreticilerinden Antonio Federici Gelato'nun yeni
ürünü için hazırlanan reklama Vatikan ve İtalya genelindeki rahibeler ateş
püskürürken, rahibeleri yanlış bir şekilde lanse ettiği söylenen reklamın derhal
kaldırılması istendi.
Nefis (Delicious) adlı yemek dergisi de reklamı yayınlamayı reddetti. Reklam
denetim kurulu, soruşturma başlatırken, kurallara aykırı bulunması halinde
reklam yasaklanabilir.
Antonio Federici's'in reklam direktörü Matt O'Connor ise "Ne rahip ne de rahibe
arasında bir temas ya da öpüşme yok ve bu güzel fotoğrafın bu tür aşırı
hassasiyetlere sanih olan küçük bir azınlık hariç herhangi birini rencide edici bir
yönü olduğunu kabul etmiyoruz" diye konuştu.

İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek “11. İş - Ekmek - Vatan
Kurultayı” na katılmak üzere İzmir’e geldi. Perinçek, Fuar Golf Salonda
yapılan kurultayın ardından “Avrasya Gazetesi” ne önemli açıklamalarda
bulundu.
Nihat Sözeri: Sayın Perinçek, İzmir ziyaretiniz ve çalışmalarınız hakkında
bilgi verirmisiniz.?
Doğu Perinçek: Bugün Türkiye’de vatanı savunan, Türkiye ekonomisini
savunan, Atatürk devrimlerini savunan bir kuvvet var. Bu kuvvet büyük
şehirlerde, Sekalarda, Tüpraşlarda, Eskişehirlerde, Tekellerde ve
limanlarda mücadele etmektedir. İşte biz aynı Atatürk’ün Kuvai Milliye
mücadelesi gibi mücadele eden bu kuvvetleri işçi kurultayları yaparak
biraraya getiriyoruz ve önümüzdeki sorunları çözüyoruz. Bu kurultayların
11’ncisinide İzmir’de gerçekleştirdik. İşçi sınıfının Türk Bayrağı altında
toplanması çok önemli bir gelişmedir, bu önümüzdeki döneme ait
işaretler içeren bir olaydır.
Nihat Sözeri: Bu ziyaretiniz sırasında şehrimizi gezip görmüşsünüzdür,
gerek fiziki gerek idari gözünüze çarpan bir değişiklik varmı. Birde,
İzmir hakkındaki görüşleriniz nedir.?
Doğu Perinçek: İzmir körfezi gitti, Türkiye’de elli yılda yapılan fabrikalara
değişmem İzmir körfezini. İzmir’e yatırım yok, körfezde denize giremiyorsun,
balığını yiyemiyorsun, balıklar ölmüş. Onun için bizim kamucu, halktan yana,
özel çıkarını değil toplumun çıkarlarını öne çıkaran bir ekonomik sisteme
yönelmemiz lazım. O da Atatürk’ün halkçı, devletçi planlı ekonomisidir. İzmir
bana bunu düşündürüyor. Halkçı, devletçi, planlı bir ekonomi uygulamadığın
zaman İzmir falan olmaz, her şey aldatıcı olur ve hepsi aldatıcıdır. Bunun için
diyorum, körfezi kaybeden İzmir’e elli tane fabrika yapsan ne olur onları da
kaybeder. Onun için bizim bu özel çıkara dayanan ekonomik sistemini
sorgulamamız lazım.
Nihat Sözeri: Özelleştirme ve esnafın durumu deyince ilk aklınıza gelen şeyler
nelerdir.?
Doğu Perinçek: Türkiye’de esnafı savunan tek siyasi parti İşçi Partisi dir. Neden;
o İMF programı tarıma destekleri kaldırarak, gümrükleri kaldırarak, paranın giriş
çıkışına sınırı kaldırarak ve özelleştirme yoluyla esnafı mahvetmeyi
hedeflemektedir. Bütün bu uygulamalar Türkiye’yi, esnafı yoksullaştırdı, tarıma
destekleri kaldırarak köylüyü yoksullaştırdı, gümrükleri kaldırarak bütün bir milleti
mahvetti, özelleştirmeyle işçiyi tasviye etti ve yoksullaştırdı. Bu insanlar gidip
çarşıda alış veriş yapıyor, bu insanları çökerttiği zaman çarşılar kara bağlıyor,
kepenkler iniyor, siftahlar yapılmıyor. İşçi Partisinin politikaları esnafı düşünen
politikalardır. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün bana telefon eder
arada bir, ve der ki; ‘Valla bizi düşünen, esnafı düşünen, halkı düşünen tek
parti İşçi Partisi’ der. Çünkü esnafın yüzünü güldüren tek olay piyasadaki
taleptir. Talebi ne yaratır; işçinin ve memurun maaşı, köylünün aldığı taban
fiyat ve bunların üretiminin artması. Bu, yabancı ile ticaret serbesliği verilerek
hipermarket - süpermarket derken esnaf tasviye ediliyor. Filler girdi Türkiye
çarşılarına, süpermarket - hipermarket bunlar fil. Filler girdi bizim esnafımız
perişan. İkincisi, ödenekleri kaldırdığın zaman ne olur, yabancı mallar girer.
Yani tilkiler girer tavukları boğazlar, tavuklar kim, bizim esnaflarımız.
Nihat Sözeri: Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in yeni TCK’da ‘Kaçak Kuran
kurslarına af’ öngören maddeyi veto etmesini nasıl yorumluyorsunuz.
Doğu Perinçek: Cumhurbaşkanı’nın vetosu doğru bir karardır ve bütün
özlemlere uyan bir vetodur.
Nihat Sözeri: Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP, sizce Türkiye’yi nasıl idare
ediyorlar.?
Doğu Perinçek: Tayyip Erdoğan iktidarı Cumhuriyeti yıkmak için memur edildi
ve bir Amerika operasyonu ile Türkiye’nin başına oturtuldu. İşleri İMF
reçetelerini uygulamak. Daha önce Turgut Özal, Tansu Çiller iktidarlarının
başına ne geldiyse bunların başına da aynı iş geldi. Batıdan Türkiye’ye
dayatılan programları uygulayanlar iflah olmuyor, bir iki yıl sonra sallanmaya
başlıyorlar ve devriliyorlar. Bu hükümetin de üç yıl içerisinde gerçek yüzü ortaya
çıktı. Ki, biz onu daha en başta söylemiştik. Onun için bu hükümet gidicidir,
Cumhuriyeti yıkmaya kalkıştı kendisi yıkılacaktır. Mesele; bunun yerine neyi
koyacağız, buna yoğunlaşmamız lazım.
Nihat Sözeri: Partinizde emekli askerlerin yoğunlaştığı şeklinde söylentiler var,
doğru mu.?
Doğu Perinçek: Doğrudur. Mustafa Kemal, Enver Paşa, Balkanlarda dağa çıkan
Sabri Beyler, Sakarya’da, Kurtuluş Savaşında düşman süngülerinin üzerine er
gibi koşan subaylar, yedek subaylar; Türk ordusunun böyle bir geleneği var.
Bu gelenek söndürülüp ortadan kaldırılamaz. Vatan tehlikeye girince emekli
subaylar da bakıyorlar Türkiye’de bu tehditleri göğüsleyen, cesur, doğru tavır
alan bir tek İşçi Partisi var buna katılıyorlar.
Nihat Sözeri: İşçi Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi bazan meydanlarda birlikte
görülüyor, bunu neye bağlıyorsunuz.
Doğu Perinçek: MHP ile keşke birlikte hareket edebilseydik ama hiç bir zaman
birlikte hareket edemedik. Ama, MHP’nin tabanındaki o bir çok vatan sever bu
faaliyetlerimize katılmaktadır, vatanı savunan bir çok eyleme katılmaktadırlar bu
bizi çok memnun etmektedir. Kızılelma’ dendi buna, bütün dünyada şimdi
‘Kızılelma’ zafer kazanıyor. Fransa’da Kızılelmacılar zafer kazandı, Hollanda da
Kızılelmacılar kazandı. Yani, ulusal devleti savunan solcular, sosyalistler ile vatan
severler, tabi bu zamana kadar sağcı diye adlandırılan aşırı milliyetçiler Amerikan
emperyalizmine karşı biraraya gelmektedirler. Türkiye’de de bu oluyor ve bundan
sonra daha fazla olacak.
Nihat Sözeri: Yani Kızılelmanın içinde mi siniz.?
Doğu Perinçek: Kızılelmanın başındayız.
Nihat Sözeri: Türkiye’de Kızılelma kazanacak mı.?
Doğu Perinçek: Bakın Amerika Kızılelmadan korktuğunu ilan etti. Diyorki Amerika;
Türkiye’de solcusu, sağcısı kim varsa Kızılelmaya destek veren bunu önleyelim,
diyerek korkusunu ifade ediyor. Zaten Kızılelma olayı ortaya çıkmadan öncede CIA'nın
kontrol ettiği basın kuruluşlarında ‘Türkiye’de Kızılelma geliyor’ diye yayınlar yapılmıştı,
şimdi de bu tür yazılar sıklaştı.
Nihat Sözeri: Son günlerde tarikatlara yönelik çıkışlarınız var bunun sebebi nedir.
Doğu Perinçek: Türkiye’deki bütün tarikatların arkasında Amerikan emperyalizmi var.
Çoğu Amerikan emperyalizmi tarafından örgütlenmektedir. Zaten bu eskiden beri böyle.
Birinci Meşrutiyette de İngiliz emperyalizmi bu tarikatları örgütlüyordu, Tanzimat
döneminde de Fransızlar yaptı. Bunları örgütleyerek Atatürk’ün üzerine sürmediler mi?
23 Nisan’da Meclisi açınca Atatürk, Kızılcahamam, Akyazı, Hendek, Bolu, Düzce, Biga,
Konya, Bozkır, Yozgat, buralarda bu tarikatları örgütleyerek bizi Kurtuluş Savaşında
boğmaya kalkmadılar mı?
Tarikatlar vatan düşmanıdır, ülke düşmanıdır, bu basite alındığı gibi bir layikliği ihlal olayı
değildir, vatan düşmanıdırlar bizi en çok bu yanı ilgilendiriyor. Feytullah hoca tam bir
Amerikan güdümlü büyük bir örgüt kurmuştur dünya çapında. Kazakistan’dan Çin’e,
bilmem Endonezya’dan Sirilanka’ya kadar tam bir Amerika tarikatlar ağı kurmuştur.
Ama, belleri kırılacak. Türkiye’nin bağımsızlığına, Cumhuriyete göz dikmişlerdir, onu yıkan
kendisi iflah olmaz ve perişan olur. Göreceğiz önümüzdeki dönem, zaten telaş almış, son
‘Aksiyon’ dergisinde bana karşı bir kampanya başlattılar, bütün gazetelere ilan verdiler.
Aksiyon dergisindeki son cümleyi okuyun, korku içinde oldukları o cümlede var. Aksiyon
dergisine o haberi yazanlarında emniyet içindeki Feytullahçı örgüt olduğunu zaten
okuduğun zaman görüyorsun.
Piyasaya büyük bir parayla giriyorlar, paranın gücü ve dini kullanarak, insanların hissel
samimi inançlarını kullanarak, o zavallı, şehirlerde yapayalnız kalmış insanlarımızı
paranın ve kutsal inançların gücüyle örgütlemektedirler. Arkalarında Amerika var,
Amerika’yı çekin bunlar iki gün barınamazlar.
Nihat Sözeri: İzmir halkına bir son sözünüz var mı?
Doğu Perinçek: Sevr’den bahsediliyor, Sevr’den sonra Lozan gelmiştir. Bende şunu
söyleyeyim; Türkiye bir daha o Lozan’ı gerçekleştirecektir. Lozan’ı da nasıl gerçekleştire-
ceğimizi bütün Dünya Kurtuluş Savaşıyla görmüştür. Sevr diyenler Türkiye’nin Kurtuluş
Savaşını yeniden göze almalılar, yeniden Ege Denizine dökülmeyi göze almalılar. Yine
denize dökülecekler, İzmir’e mesajım; bunlara güzel bir banyo yapacakları deniz
hazırlasınlar.
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu:
Muhsin Yazıcıoğlu :
Dünya çok değişti iki kutuplu bir dünya artık yok, farklı bir dünya ile karşı karşıyayız. Geçmişte Avrupa ile ekonomik ilişkiler kurmak mecburiyetinde kalan Türkiye bugün Asya coğrafyasında, Kafkaslarda yepyeni alternatiflere kanat çırpma imkanına sahip. Türkiye ekonomik ilişkilerini çok yönlü hale getirmek farklı vaziyetler oluşturmak ve bir çok ekonomik iş birlikleri gerçekleştirmek imkanına sahip. Türkiye’nin çok unsurlu bir dış politika sürdürmek için coğrafyası çok müsaittir. Tarihi bir ülke ve tarihte kurduğu bağlar ve bu medeniyet içerisinde kalan milletlerle ilişkileri artırmak avantajlarına sahiptir. Yani Türkiye Avrupa’ya üye olmadığında hayat bitmiş olmaz. Türkiye Avrupa Birliği tam üyeliğine giden istikametten dönerse hayat son bulmaz, Türkiye’nin yepyeni alternatifler oluşturma şansı vardır ama Türkiye’nin idaresini ele alanlar peşin olarak karşısındakilere içinde bulundukları şartları hayat meselesi gibi gösterdikleri için sürekli taviz vermektedirler. Avrupa Birliği süreci Türkiye için artık çekilmez bir hale gelmiştir. Avrupa Birliğine giden yol Türkiye için şahsiyetini, onurunu zedeleme noktasına gelmiştir. Bu yol artık çıkmaz sokaktır. Türkiye’nin serbest dolaşım hakkı olmadan, onlardan yararlanmadan, çiftçimizin endüstriyel tarıma geçmesini desteklemeden ve ülkemizin bütünlüğünü muhafaza ederek gelişme gibi avantajlarını korumadan Avrupa Birliğine girmesinin bir anlamı yoktur. Avrupa asla kabul edemeyeceğimiz şeyleri istemeye başlamıştır hatta önceden istemiştir. Sayın başbakan diyor ki : “ne istedilerse verdik ne dedilerse yaptık” Türkiye ne istenirse verecek ne denirse yapacak bir ülke olmamalı. Türkiye bağımsız güçlü bir devlet olarak karşılıklılık esasına dayanan bir dış politika izlemek zorundadır. Türkiye tam tersine tek yönlü tek yanlı dayatmalar ve zorlamaların kıskacına alınmış mengene gibi sıkıştırılan ve sürekli takip edilen sürekli milli bütünlüğünü ve birliğini bozacak yasal dayatmaların ülkesi haline gelmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu:
Olma şansınız yoktur deniyor. Bütün bunlar söylenirken bizimkiler de telaş edilecek bir şey yok diyor. Şu anda Türkiye’nin çok önemli bir karar aşamasında olduğunu düşünüyorum.”
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu:
“Bakınız özgürlükler, fikir hürriyeti, inanç hürriyeti, okuma hakkı, işçi hakkı Avrupa Birliğinin ileri sürdüğü haklardır. Ama bize gelince Avrupa Birliği çifte standart uyguluyor, Avrupa’ya göre; Türkiye’de bölücülük, eşkıyalık ve bu ülkeye ihanet prim yapıyor ve bu istikamette yazan çizen herkese özgürlük ve hürriyet istiyorlar. Bu Avrupa Birliği’nin yeni Faşizm anlayışıdır. Örneğin Orhan Pamuk konusunda gösterdikleri bir hassasiyeti neden İslami değerlerine bağlı olarak yaşamak ve okumak isteyenlere gösteremiyorlar, çünkü çifte standart uyguluyorlar.
”Muhsin Yazıcıoğlu:

Aleviliğin bilinmeyen yönlerini öğrenmek isteyenlerin daha çok ilgi duyduğu bugünlerde Alevi dedeleri ve bilgi sahiplerine çok iş düşüyor. Muharrem ayı nedeniyle aşure günlerinin düzenlendiği Cemevleri, Alevisiyle, Sunnisiyle ziyeretçi akınına uğruyor. Eskiizmir'de 1998 yılından buyana hizmet veren ..Cemevi'de bu ziyaret noktalarından birisi bugünlerde. Cemal Sevin'in Cemevi Yönetim Kurulu Başkanlığını ve Dede görevini yürüttüğü Cemevinde İzmirlilerin yakından tanıdığı işadamı Hasan Zerek'de yönetici olarak görev yapıyor.
Alevilik öğretisini merak edenler ve mistik yönlerini öğrenmek isteyenlerin sorularına itina ile cevap buldukları Cemevine Hasan Zerek'in hayır yaptığı Aşure taktimi nedeniyle bende gittim. Tanıyan, tanımayan, Alevi, Sunni, gazeteci, televizyoncu, siyasetçi, işadamı, işçi ve diğerleri oradaydı. Sıcak, samimi ve kucaklayıcı bir ortamda karşılanıyordu gelen misafirler, oldukça kalabalıktı ortam.
Bir yandan aşuremi kaşıklarken bir yandan merak ettiklerimizi konuştuk işadamı Hasan Zerek ile.
Hasan Zerek: Buraya gelenlerin kim olduğuna pek bakılmaz, Cemevinde her zaman yemeğinde, taktiminde, aşurenin de olduğunu bilirler. Kimi burada yer kimi alır evine götürür. Bizler çocuğumuz doğduğu zaman, sevindiğimiz zaman, adak adadığımız zaman, yakınlarımız öldüğü zaman, bayramlarda ve özel günlerde burada yemekler yaparak, aşureler pişirerek burası vasıtasıyla hayırlar yaparız. Bu bakımdan burayı ve tüm Cemevlerini Alevi-Sunni paylaşma-sının da yapıldığı mekanlar olarak görüyoruz.
Nihat Sözeri: Paylaşımlarda oldukça açık olduğunuzu biliyorum, peki sizler cem yaparken dışarıdan merak edenler katılabilir mi?
Hasan Zerek: Elbette, bizim gizlimiz saklımız yok ki. Burada cem yapılırken diğer kardeşlerimizde gelip bir kenara oturup, yapılan ibadetleri cemi izleyebilirler. Bizler hepimiz Müslümanız, hepimiz aynı Allah, aynı peygambere inanan kişileriz, bir birimizin ibadet şeklini tabii ki bilmeli ve açık olmalı, katkı koymalıyız.
Ben kendimden örnek vereyim; Ramazan ayında iftar çadırları kurulduğu zaman bende en az iki gün bu çadırlarda iftar veriyorum. Yani şunu söylemek istiyorum orada yapılan ibadette İslam'a yapılan ibadet burada yapılanda, ikisi de benim dinime yapılan ibadet ve ikisine de sahip çıkarım.
Alevilik İslam'ın Türk yorumudur. Alevilerin kökenine bakın tamamı öz be öz Türk'dür. Kökeni Türkistan'a, Hoca Ahmet Yesevi'ye dayanan bir algılama şeklidir Alevilik. Türk zaten dünya hanesine çıktığından itibaren elini açıp yukarıya bakmış “Göktanrı” ya. İslam'da Türk'ün bu inançsal anlayışına en uygun inanç, din olduğu için biz Türkler tarafından hiç zorlanılmadan kabul edilmiştir. İslama geçerken de bizler o zamanki kendi inançlarımızın güzel yönlerini bırakmamışız ve İslam ile sentezlemişiz. 4 Halifeden sonra Araplar'da kendi örf ve adetlerini İslam'a enjekte etmişlerdir ve o da İslam'ın Emevi yorumu olmuştur. İşte Türk'ün örf ve adetlerini İslama enjekte etmesiyle Alevi yorumu doğmuştur.
Nihat Sözeri:Peki aşureyi nasıl yorumluyorsunuz?
Hasan Zerek: Hepimizin inancında olan aşure; Hz. Nuh'un gemisinin karaya ulaşması ve kurtuluş sonrası ambarlarda bulunan yiyeceklerin birleştirilip kaynatılarak yemek yapılması. Ne oluyor, insanlığın ikinci kurtuluşu oluyor ve tanrıya şükür çorbası. İslam öncesi, Hz. Nuh'a dayanan bir inanç. Tesadüf peygaberimizin torunuda bu aylarda yani Muharrem ayında şehit edilmiş, Yunus Peygamber'de balığın karnından bu ayda kurtulmuş yani mübarek günler bu günlerde ve bu dönemde şükür etmenin bir şekli de aşure çorbasıdır.
Nihat Sözeri: Aleviler İslam'a çok şey katmış mı dır?
Hasan Zerek: Aleviler Türklerden oluştuğu için İslam'a elbette çok şey katmışlardır. Eğer Türkler İslamiyet'i kabul etmemiş olsalardı belki İslamiyet bugün yayıldığı noktaya kadar gelemezdi. Gelenekler konusunda örneğin; İslamiyet'te ölünün arkasından üçünde, yedisinde, kırkında, elliikisinde diye düzenlenen yemekler, okutulan mevlütler, mezar ziyaretleri, türbeler, kahramanlıklara yazılan methiyeler Araplar'da yoktur, bunlar Türklerden gelen geleneklerdir. Kısaca İslamiyet'e Türk'ün katkısı çok fazla olmuştur. Biz Aleviler de Türk'ün örf ve adetlerini yaşatan ve bu günlere getiren bir toplum olduğumuza göre demek ki İslamiyet'e katkımız azımsanamaz.Nihat Sözeri: Buradaki etkinliklerinizden bahsedelim birazda, burada neler yaparsınız?
Hasan Zerek: Aslında bunlara sosyal faaliyetler desek daha iyi olur, etkinlik deyince sanki insanlar bunu sazlı, sözlü, çalgılı malgılı algılamasınlar. Bakın benim torunum oldu onun yemeğini burada verdim. Her sene torunumun yaşgünü için önce burada yemek veririz daha sonra başka yere gider pastamızı keser kutlamamızı yaparız, yani hayır işimizi burada yaparız. Rahmetli olan yakınlarımız için yılda bir kez burada hayır yemeği veririz. Muharrem ayında tuttuğumuz orucumuzun iftarlarını verebiliriz burada, peygamberimiz Hz. Muhammet'in kurtulan torunu yani peygamberin soyunu devam ettiren torunu Zeynel Abidin için kurbanlarımızı kesebiliriz burada. Alevilerin camiye gitmeyen cenazeleri buraya gelir, iki adet morg var burada muhafaza edilir. Yine aynı adetlerle yıkanıp, kefenlenir ve burada cenaze namazı kılındıktan sonra mezara gönderilir. Orada da defnedilirken yine adetlerimiz aynı kıbleye döndürülür cenazelerimiz. Yalnız bizde bazen uygulanan bir farklı adet var o da Türk'den gelen bir inançtır; sevdiği bir kıyafeti ve takısı varsa gömülürken yanına konur.
Hasan Zerek: Esasında arada çok fazla fark yok, olan farkı da sonraki oluşlar yani tarikatlar oluşturmuş. Tarikatlara bakıyorsun birbirlerini zındıklıkla suçluyorlar, kaldı ki Türk'ün İslam yorumu olan Aleviliği zaten kabullenmekte zorlanıyorlar. Aslında işin özüne bakacak olursak; dört halife devrinden sonra İslam maalesef bu hale geldi, zorla Emevileştirildi. Türkiye'de de aynı şekilde Yavuz yaptı, Osmanlı'da Yavuz biliyorsunuz Memluk Türk Devletini yıktı, oradan gelirken de iki bin tane Arap ulemasını getirdi ve o güne kadar bilimle, fenle, tıpla, yıldızlarla uğraşan İstanbul Medreselerine bunları yerleştirdi ve akılla uğraşan medreseler yerine nakille, hurafelerle uğraşan medreselerin önünü açtı. Hala nakilciler diyorlarki; “Kur-an'a dokunma günahtır, ama fıkıhları oku” diyorlar. Yahu neden dokunmayayım kitabıma? Besmelemi çeker alır okurum, birinci ayetinde zaten 'oku' demiş benim kitabım.



Aşağıdaki makale yurtdışında çalışmış (Avusturya) bilim adamlarımızdan Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu 'nun Brokoli' nin prostat ve üriner sistem hastalıklarının tedavisinde kullanılması hakkında İngilizce ve Almanca olarak yayınlanan makalesinden Türkçe' ye uyarlanarak ve sadeleştirilerek tercüme edilmistir.
Brokoli Gerçeği
Yaklaşık 30 yıldan beri yurt dışındaki ve yurt içindeki araştırmacı çalışmalarım; 11 yıldır üzerinde çalıştığım Brokoli gerçeğine beni bitkilerin şifalı gücüne inanmam ve Avrupada bu tür çalışmalara daha önem verilmesiyle başlamıştır. Tıpbın gücüne inanan ve bu gücün yeni buluşlarla güçlenip, insanlıga yeni hizmetlerle gelineceğini bilen bir düşünceyle Brokoli araştırmalarıma başladım. İyi huylu prostat büyümesi (BPH), prostatitis (prostat) ve kronik idrar yolları enfeksiyonu, bugün dünya insanlarının (1.350.000.000) büyük bir problemidir. Böylesine bir problemin kimyasal (ilaç) yöntemleriyle veya ameliyat yaklaşımıyla çözülemeyeceği inancında değilim.Bu yöntemlerin yetersiz veye etkisiz kaldığı durumlarda Brokoliyi mutfağımızdan sağlığımıza taşımayı amaçladım. Brokoli üzerine araştırmalarımı bazı televizyon kanallarında ve yazılı basında açıkladım. İnsanların bu konuya sahip çıkacağını ve pek çoğunun şifa bulacağını bilmekteyim. Görsel ve yazılı medya insanların hayatının bir parçası olmuştur. Ben 11 yıllık çalışmamı açıklarken bunun laboratuarlardan ve üniversitelerden insanlara ne kadar ulaşacağından endişeliyim. Bu düşüncelerime ve bilimsel görüşlerime sahip çıkan Almanya ve Amerika, Medikal Forumlarında Brokoli tedavisi üzerine Web sayfası açarak kendilerine yardımcı olmamı talep etmişlerdir. Bu taleplerini gerek bilim adına gerekse de insanlığa hizmet adına kabul ettim. Almanya Medikal Forumda ve Amerikada Prostatitis Foundation Forumda adıma WebSayfası açıldı. Dünyada, brokoliyi prostat tedavisinde ilk uygulayan bir bilim adamı olarak ülkem adına gurur duymaktayım.
Brokoli memleketimize son bir kaç yıldan beri girmiş bir sebzedir. Roma imparatorluğu döneminde esas yetiştirildiği bölgelerden bir tanesi de Akdeniz sahilleri idi. Özellikle Amerika ve Avrupada ençok tüketilen sebzeler arasındadır. Amerikada brokoli tabletleri satılmaktadır. Ancak, bu tabletler Prostat şikayetlerine karşı etkin değildir. Bu tabletler, 3-4 günlük brokoli tohumlarının filizlerinden elde edilmektedir. Brokoli sebzesinden elde edilmemektedir.
Brokoli her insanın mutfağından sağlığına taşıyabilecegi ve hazırlanması en kolay bir sebzedir.
Brokoli içerdiği maddeler açısından insan sağlığı üzerinde çok faydalıdır. Vitamin değerleri açısından; A, E ve C vitaminlerini içermektedir. İçerdiği flavonoidler bakımından bağışıklık sistemimizi güçlendiren bir özelliğe sahiptir. Antibiyotik özelliğe sahip olan brokoli, bu yönüyle prostatitis'e (prostat enfeksiyonu) karşı çok etkindir. Hiç bir antibiyotik yoktur ki bağışıklık sistemimizi zayıflatmasın. İşte brokolinin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır; aynı zamanda hem bağışıklık sistemimizi güçlendirmekte hemde antibiyotik vazifesi görmektedir. Bir noktayı hemen belirtmekte büyük fayda görüyorum. Genel olarak antibiyotikler, insan hayatı için hayati önem taşıyan, vazgeçilmez ilaçlardır. Brokoli, meme, prostat, bağırsak ve idrar kesesi kanserlerine karşı güçlü bir koruyucudur. Amerikada özellikle bu kanser türlerine karşı brokolinin içerdiği bazı maddeler (sulforafen vs) zenginleştirilerek kanser tedavisindede başarı ile kullanılmaktadır. Brokoli içerdiği bazı indol ve indol türevleri (bitkisel hormonlar) açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Bu sayede vücudumuzdaki hormon dengesini ayarlayıcı özelliğe sahiptir. Yine Amerikada bazı klinikler menopoz dönemindeki bayanlar için östrogen hormonunun düzenli çalışması için brokolideki bitkisel hormonlardan yararlanmaktadırlar. Brokolinin kendine özgü olan selülozik yapısı (lifli yapı) bağırsaklarda oluşan toksinlerin uzaklaştırılmasında (toksin atıcı) ve alınmış olan ağır metallerin emilmesinde büyük rol oynamaktadır. Brokolinin bu lifli yapısı dışkının düzenli bir şekilde dışarı atılmasını sağlar. Kabızlığı önleyicidir. ugün dünyada üzerinde en çok araştırma yapılan sebzelerde; beyaz lahana, turp, domates, brokoli ve havuç en ön sırayı almaktadır.
Brokolinin Gücü
Brokoli, prostatitis, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ve idrar yolları enfeksiyonuna karşı önleyici ve tedavi edici güce sahiptir. Brokolinin şifalı gücünden istifade edebilmek için mutlaka kullanma şekline uymak zorundayız. Kullanma şekli bir KÜR olarak yapılmalıdır. Aksi taktirde haftada bir kaç defa tüketmenin sadece besin değerleri açısından faydası vardır.
Sebze olarak Brokoli; A, C, E ve Karotin vitaminleri bakımından oldukça zengindir. Brokoli, klinik deneylerle (Almanca, İngilizce ) kanıtlanmış özellikle prostat ve meme kanserine karşı etkin 5 farklı koruyucu madde içermektedir. Bunlardan en güçlü olanı sulforafen dir. Prostat rahatsızlıklarının kansere dönüşmesinde brokoli güçlü bir önleyicidir. Bu görevini içerdiği myrosinaz enzimi yardımıyla sağlamaktadır. Brokoli indol bakımından oldukça zengindir. İndoller bitkisel hormonlardır. Brokolide bulunan bazı indollerin özelliği, hormon dengesini sağlamaktır. Meme kanserinin oluşumunda hormon dengesizliğinin rol oynadığı gerçeği klinik deneylerle kanıtlanmıştır. Brokoli bağışıklık sistemimizi güçlendiren 5 tane etkin madde içermektedir. Brokoli bununla da kalmayıp aynı zamanda antioksidan dır. Yani hücre zarlarına (membran) ve hücre DNA sına zarar veren serbest radikalleri nötralize (zararsız hale getirmek) etmektedir. Hücre DNA sını bozabilen serbest radikaller bu özelliklerinden dolayı kanserojendirler. Brokoliye antioksidan olma özelliğini kazandıran quercetin ve kaempherol maddelerini içermesidir. Quercetin, Prostatitis tedavisinde kullanılan ve bitkilerden elde edilen bir maddedir. Brokoli lifli bir yapıya sahip olduğundan, bağırsaklardaki ağır metalleri, safra asidi fazlasını sünger gibi emerek oldukça hızlı bir biçimde dışarıya atılmasını sağlar. Brokoli, bu özelliğinden dolayı hem toksin atıcı hemde bağırsak sistemini düzenleyicidir.
Çimlenmiş Brokoli Tohumları: Çimlendirilmiş Brokoli tohumları sebze olarak kullanılan Brokoliye göre ; ortalama 50 kat daha fazla sulforafen içerirler ve Sulforafen Phase II enzimlerini aktive ederek kansere, mutasyona ve serbest radikallere karşı harekete geçirirler. Amerikada, çimlendirilmiş Brokoli filizlerinden (broccoli sprouts) tabletler yapılmakta ve satılmaktadır.
Prostatitis (Prostat Enfeksiyonu)
Prostat enfeksiyonunun iki şekli olduğu tıp otoriteleri tarafından savunulmaktadır. Bunlardan birincisi bakteriyel Prostatitis (bakteriyel prostat enfeksiyonu), ikincisi ise non-bakteriyel prostatitis (bakteriyel olmayan prostat enfeksiyonu) dur. 1998 yılında bir grup Amerikalı ve Kanadalı bilim adamı, 1 Aralık 1998 tarihinde Journal of infectious Urology dergisinde yayınladıkları makale de bakteriyel olmayan prostat enfeksiyonunun gerçekte bakteriyel prostat enfeksiyonu olduğunu kanıtlamışlardır. Bakteriyel-Biyofilm teorisi ile açıkladıkları bu prostat enfeksiyonunu tedavi etmek daha da zor görünmektedir. Genel olarak prostat enfeksiyonunu Antibiyotiklerle tedavi etmek çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Bunun nedeni de antibiyotiklerin, prostatın içine kadar girememesidir. Genel olarak bir enfeksiyonun başarı ile tedavi edilebilmesi için bağışıklık sistemininin de güçlü olması veya güçlendirilmesi gerekmektedir.
Prostatis de Brokolinin Fonksiyonu
Brokoli aynı anda iki özellik birden göstermektedir. Birincisi bağışıklık sistemini güçlendirmesi, ikincisi ise antibiyotik (anti-inflammatory effects of antibiotics) özelliğe sahip olmasıdır. Güçlü bir bağışıklık sistemi enfeksiyonlara karşı daha güçlü demektir. Halbuki antibiyotikler bağışıklık sistemimizi zayıflatırlar. Bu nedenle antibiyotik kullananlar beraberinde çoğu kez vitamin alarak veya sağlıklı ve dengeli beslenerek bağışıklık sistemilerini güçlendirmeye çalışırlar. Ancak, alınan antibiyotiklerin çoğu bağırsak florasını etkilediklerinden, vitaminlerin, kofaktörlerin, minerallerin ve besinlerden gelen bazı etkin maddelerin emilmesine engel olabilmektedirler. Brokoli giriş kısmında bahsedildiği gibi bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve içerdiği pseudoantibiyotik özellikli etkin maddelerle prostatitis' e karşı etkin rol oynamaktadır.
İyi huylu Prostat büyümesi (Benigne ProstateHyperPlasie) = BPH
Genel olarak prostat, 40-50 yaşları arasındaki erkeklerin % 43 'ünde görülmekte, 50 yaş ve yukarısında %60 lara kadar çıkmaktadır. Dünya sağlık teşkilatının verilerine göre 185.000.000 erkek bu rahatsızlıktan şikayet etmektedir. Prostat büyümesin sebebi olarak bir çok teori öne sürülmektedir. Bunlardan en önemli iki tanesi beslenme ve hormonal düzenle ilgilidir. Beslenme her ne kadar önemli bir sav ise de, Testosteron hormonunun bu rahatsızlığa neden olduğu teorisi ağırlık kazanmaktadır. Erkeklerin testislerinde (haya) oluşan Testosteron hormonu (TH), belirli yaşlardan sonra prostat bezine (kestanecik) ulaşamamaktadır. Prostatı bezinin salgılama görevini yapabilmesi için TH 'na ihtiyacı vardır. TH 'nun prostat bezine ulaşamaması sonucunda prostat bezi büyümeye başlamaktadır. Bu büyüme sonucunda prostat bezi idrar kanallarına baskı oluşturarak belirli şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunlar
*sık sık idrara çıkma (geceleri dahil)
*idrarını tutamama, idrar yaparken zorlanma
*idrar yaparken çatallanma
*idrar yaparken yanma
*idrar torbasını tamamen boşaltamama (miksiyon)
*idrar yaptıktan sonra damlama
gibi şikayetlerdir. Bu şikayetler doğrultusunda idrar kesesi her defasında tam boşalamadığından bakteriyel enfeksiyonlara da neden olabilmektedir. Bunun sonucunda da idrar yolları enfeksiyonunları bu rahatsızlığa paralel olarak gelişmektedir. Prostat büyümesinin neden olduğu olumsuz etkilerden bir tanesi de erkekte cinsel isteksizliğe ve iktidarsızlığa neden olmasıdır. Cinsel isteksizlik, Prostatitis hastalarında da ortak bir olgudur.
BPH de Brokolinin Fonksiyonu
Brokoli, içerdiği bazı indol derivatları ve mediyatörler vasıtasıyla biyosentez mekanizmasını harekete geçirerek Testosteron Hormonunun Prostata ulaşmasını sağlamaktadır. Böylece Prostat normal salgılama fonksiyonlarını yavaş yavaş yerine getirmeye başlamaktadır. 21 günlük Brokoli Kürü neticesinde BPH (İyi huylu prostat) hastaları daha 2-3 gün içerisinde idrara bağlı şikayetlerinin nasıl azaldığını görebilmektedirler. Brokoli Kürünü yapan erkeklerin hemen hemen hepsi cinsel isteksizliklerinin önemli ölçüde ortadan kalktığını söylemektedirler. Tabiki hastalığın seyrine göre 21 günlük başlangıç kürü yeterli olmayabilir. Uzun yıllardır iyi huylu prostat büyümesi rahatsızlığı olanlar ( 6-7 yıl) bir kaç ay sonra şikayetlerinin tekrar başladığını göreceklerdir. Bu durumda sadece bir haftalık Brokoli Kürü nün uygulanması yeterli olabilmektedir. Kısaca her BPH hastası kendisini bilir. İyi huylu Prostat büyümesine yeni yakalanmış olanlar 21 günlük Brokoli Kürü ile enaz 10 - 11 ay rahat edebilmektedirler. Daha sonra bir haftalık kür ile tekrar uzun zaman rahat edebilmektedirler.
Prostatitis ve BPH hastalarının, kür boyunca kesinlikle acı biber, alkol ve kahve tüketmemeye (nescafe ve türk kahvesi) ve de hayvansal yağlardan uzak durmaya özen göstermeleri gerekmektedir. Beslenmede BPH ya neden olan etkenlerin başında hayvansal yağlar gelmektedir. BPH hastalarının genelde gün boyu bol su tüketmeleri hekimlerin önerileri arasındadır.
Brokolinin Kullanılış Şekli
Bu yardımcı tedavi şekline başlamadan önce mutlaka bir hekime gittiğinizi kabul ediyoruz. Kesinlikle bir hekime gitmeden prostat şikayetlerine iyi geliyormuş düşüncesiyle hareket ederek, brokoli kür tedavisini uygulamayınız. Mutlaka hekime gidiniz ve teşhisinizi koydurunuz. Eğer konulan teşhis; Prostatitis veya BPH ( iyi huylu Prostat büyümesi) veya idrar yolları enfeksiyonu ise bu taktirde brokoli kür tedavisini çekinmeden bir yardımcı tedavi olarak uygulayabilirsiniz. Brokoli'nin yan tesiri yoktur ve ilaçlarlada etkileşmesi söz konusu değildir. Ancak brokoliye karşı alerjisi olanların bu tedaviyi uygulamamaları gerekir. Genel bir kural olmamakla beraber, süte karşı alerjisi olanların % 25 oranındada brokoliye karşıda alerjileri olduğu gözlenmiştir. Hekiminizin size verdiği ilaçları alarak, Brokoli tedavisini de bir yardımcı ve önleyici tedavi olarak uygulayabilirsiniz.
En az 250 gram Brokoliyi 1 litre suda su kaynadıktan sonra ağzı kapalı olarak hafif ateşte 5-6 dakika pişiriniz. Suyunu ılttıktan veya soğuttuktan sonra, yarısını sabah diğer yarısını da akşam yemeğinden 20 dakika önce aç karına içiniz. Brokoli suyunu çtikten sonra 20 dakika su hariç hiç bir şey yemeyiniz ve içmeyiniz. Pişirdiğiniz brokoliyi de öğleyin yemeğinizin yanında salata olarak yeyiniz. Bu işlem 21 defa uygulanacak ve Brokoli suyu hergün taze olarak hazırlanacaktır. Yani bu küre 21 gün devam edilecektir.
Brokoliyi pazarlarda, manavlarda ve bazı süpermarketlerde taze veya dondurulmuş olarak bulabilirsiniz. Brokoliyi alırken taze ve sararmamış olduğuna dikkat ediniz. Eğer Brokoloyi fazla miktarda aldıysanız, 250 gramlık porsiyonlar halinde yıkamadan mutlaka buzdolabınızın buzluk kısmında saklayınız. Günlük ihtiyacınızı hergün buzluktan alıp, yıkayıp hazırlayınız.
Hazırlanması ve Kullanılması :
Bitkinin hem odunsu saplarını hem de çiçekli bölümlerini kullanabilirsiniz. En az 250 gr, en fazla 500 gr brokoli 1 litre suyla agzı kapalı bir kapta 5 dakika kaynatılır. Süzülüp bir başka kaba alınan brokoli suyunun yarısı sabahları aç karnına diger yarısı da aksamları yine aç karnına içilmelidir (ılık veya soguk). Hazırlanan 1 lt su aynı gün tüketlimeli ve ertesi gün için yenisi hazırlanmalıdır.Brokoli suyu içildikten sonraki 20 dakika boyunca su hariç hiç bir sey yenilip içilmemelidir. Aynı zamanda ögle yemeklerinde de haşlanmış brokoli yenmesinin bir çok avantajları vardır. Bu uygulama 1 hafta boyunca her gün yapılmıs olacaktır. Her 7 günden (1 Hafta) sonra 3 günlük bir ara verilmelidir. Bu işleme 21 gün (3 hafta) devam edilmelidir (3 'er günlük aralar hariç)
NOT: 1 lt su için 250 gr'dan fazla kullanılan brokolinin etkisi artar fakat 500 gr'dan fazlası da gerekmez.
1-2 yıllık prostat hastaları için 21 günlük brokoli kürü yeterlidir. 21 günlük brokoli kürünü tamamlayan hastalar belki 5-6 ay sonra tekrar bir rahatsızlık hissedebilirler. Böyle bir durumda sadece 10 günlük bir brokoli kürü yeterli olacaktır.
Uzun bir süreden beri prostat rahatsızlıgı olan hastalar (4 yıldan fazla) için 21 günlük brokoli kürü rahatsızlıklarını geçici bir süre gidermek için yardımcı olacaktır. Bu durumdaki hastalar 45 gün brokoli kürü uygulamalıdırlar.(Yine aynı şekilde her 7 günden sonra 3 gün ara vererek)
Brokoli Kürü Esnasında Dikkat Edilmesi Gerken Hususlar:
Brokoli kürü (tedavisi) boyunca, baharat ve baharatlı yiyecekler kesinlikle yasaktır ve her çesit kahve ile hayvansal yağlardan da kaçınılması gerekir.
Brokoli Tedavisi Esnasında ve Sonrasında Beklenen Sonuçlar:
*Sertleşme problemlerinin düzelmesi (Erectile dysfunctions)
*İdrar yapma zorluklarında düzelme
*Meni miktarının artması
*Kısırlığın giderilmesi
*Yaşam kalitesinin normallestirilmesi
*Urogenital sistemden (Böbrek, prostat, mesane vs.) patojen mikropların temizlenmesi
*PSA 'nın düşürülmesine katkı (Prostate Specific Antigen)
*Genito-Urinary sistemdeki spazm ve kramplar için fayda
Brokoli, kür esnasında eş zamanlı olarak aşağıdaki faydaları da sağlar:
*Kolesterol seviyesinin düşürülmesi
*Bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi
*Kan basıncının ayarlanması
*Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi
Kaynatılmış Brokoli Kullanmamızın Sebebi Nedir?
Taze veya kaynatılmamış brokoli,harekete geçirilmemesi gereken (aktif hale gelmemesi gereken) bazı enzimler içerir. Bu enzimleri etkisiz hale getirmenin en basit yolu, brokoliyi 5 dakika su içinde kaynatmaktır. 5 dakikalık bir kaynatma sonucunda bu enzimler etkisiz hale geleceklerdir. Eğer bu enzimler etkisiz hale getirilmezlerse brokoli, BPH (Iyi huylu prostat büyümesi), prostat ve genel olarak idrar yolları enfeksiyonlarından müzdarip olanlara başarılı bir sekilde tedavi yapmayacaktır. Brokoli çok önemli bilesikler içerir. Bu bilesikler sadece sözkonusu enzimler etkisiz hale getirildikleri zaman, prostat, BPH ve idrar yolları enfeksiyonu hastalarını tedavi edebilirler. Eger bu yapılmazsa brokolinin içerdigi enzimler, brokolinin bu hastalar üzerindeki etkisini azaltıcı farklı reaksiyonlara başlarlar.
Kaynak:
www.bitkisel-tedavi.com
|
|
|
| Mahmut ARI tarafından yazıldı | |||
| Cuma, 19 Aralık 2008 01:26 | |||
|
Öncelikle tüm okuyucularıma sevgi ve saygılarımı sunarım. 2011 de görücüye çıkacak olan güzel şehrimiz Erzurumumuza şimdiden başarılar dilerim. Avrasya gazetesi olarak 2 yıl sürecek olan tanıtım festivallerimiz 7 ayrı Avrupa ülkesinde gerçekleştirilecektir. Festivalin içeriği tüm dünyaya 2011 kış oyunları bağlamında, Erzuruma dair ne varsa, örneğin sosyal, kültürel, tarihsel, coğrafi ve fiziksel yapıdan geniş kapsamlı olarak etkinlikler ve bununla beraber sunumlar yapılacaktır. Dikkatini çekmek istediğim asıl gayenin bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi eksik görülen ve bugüne kadar ilimizde yapılamayan bir takım meselelerin 2011’e yetişmesi arzusundayım. Şöyleki; kültür beşiği olan medeniyetlere başkentlik yapan şirin Erzurumumuzun yeterince içe ve dışa anlatılamamasıdır. Küçük Anadolu şehirlerinde iklim şartlarına ezilen ve temsil noktasında hiç bir yere konamayan ayrıca bugüne kadar birçok hükümetlerin hakkında çıkarmış oldukları kalkınmada öncelikli iller arasında bulunan Erzurum’un safsatayla ihmal edildiği gözlenmektedir. Oysa ki diğer bölgelerimize yapılan yatırımlar her açıdan bilinmektedir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Cumhuriyetin temelini bu şehrimizde atmıştır. Bununla yetinmeyip TBMM kararıyla Selanik’te bulunan nüfus kütüğünü Erzurum’a taşımıştır. Ve ilk mebusluğa Erzurm’dan seçilmiştir. Bir Erzurumlu olarak bu durum karşısında son derece vakurlu ve gururlu bir DADAŞ’ım Yapılacak olan 2011 Erzurum Kışm Oyunları’nda formatına uygun olarak devlet büyüklerimizin ve Erzurumlu iş adamlarımızın gayret ve çabaları ile Erzurumspor’u 2011 de Süperlig’de görmek istiyoruz. Erzurumspor memleketimiz ve bölgemiz için bacasız bir fabrikadır. Şöyleki; ağır kış şartlarını bahane ederek hem devletimizin hem de iş adamları-mızın bu bölgeye yatırım yapmamaları aşikardır. Bu durumda yöre halkımızı zenginleştirmeyip fakirleştirmektedir. İşte bizim Erzurumspor’un Süperlig’de olması halinde yöremizde ve ilimizde bulunan sırasıyla esnaf, taksici, oteller, manavlar, marketler, alışveriş merkezleri V.S gibi ekonominin lokomotifleri iş yapacaklar ve bu da kalkınmanın adımının atıldığı anlamına gelir. Önceki yıllarda da bizler bunlara tanıklık ettik. Bundan da anlaşılacağı gibi Erzurumspor’un 2011 Kış Oyunları ve önümüzdeki mahalli idarelerin seçimlerinin rüzgarına kapılıp diğer süperlig takımları gibi her zaman arzu ettiğimiz ve görmek istediğimiz yere çıkması. Öyle ümit ediyorum ki benim duygularımı tüm Erzurumlu hemşehrilerim gönülden destekleyecekler. Şimdiden 2011 Erzurum kış olimpiyatlarının Erzurumumuza ve tüm ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Erzurumspor’un çıtasını yükseltmek için öncelikle sayın Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep AKDAĞ, Erzurum Belediye Başkanımız sayın Ahmet KÜÇÜKLER, oda başkanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, iş adamlarımız, millet vekillerimiz ve kendini Erzurumlu hisseden dünyadaki tüm Erzurumluların taşın altına ellerini sokmaları temennisiyle. Öteyandan 2011 Erzurum Kış Oyunlarının Tanıtımına Destek temalı “Uluslararası 6. Altın Saat Kulesi Ödülleri Festivali”miz 2009 yılı Şubat ayının ilk haftasında Bulgaristan’da gerçekleştirilecektir. Bu komitede Avrasya Gazetesi Kültür Danışmanı ve T.H.M. sanatçısı olarak hizmet edeceğim, her ülke sevdalısının da bu organizasyonumuzun bir yerinden tutması umudu ile bir sonraki yazımda buluşmak üzer esenlikler dilerim.
|
|||
| Son Güncelleme ( Cuma, 19 Aralık 2008 01:29 ) |








