Flaş: FEVZİ YILMAZ

YAKIN PLAN GAZETESİ İMTİYAZ

SAHİBİ DOSTUM  FEVZİ YILMAZ

HASTALIĞINA YENİK DÜŞTÜ

ALLAH RAHMET EYLESİN, YAKINLARINA

ALLAHTAN SABIR DİLİYORUZ

Belediye Haberleri
Belediye haberleri buraya
Yerel seçimlerden sonra erken seçim gündeme gelirmi?
 
Döviz Efekt.Alis Efekt.Satis
USD 1.5034 1.5141
EUR 1.9582 1.9721
Şuanda 1 konuk çevrimiçi
MESELE PDF Yazdır e-Posta
Murat UTKUCU tarafından yazıldı   
Pazartesi, 27 Ekim 2008 16:05

Ne kadar çok mesele var şu dünyada değil mi? Tek tek belirtmek yerine ancak gruplara ayırarak anlamlandırabiliyoruz. Kişisel meseleler, ulusal meseleler uluslar arası meseleler. Bunlara hemen şehir iklim doğal kaynaklar, kültür yoksulluk zenginlik meselelerini ekleyebiliriz. Ki hepsi birbirinin içinde biri diğerinin sebebi…

 

Mesele nedir? Hayatımızı zorlaştıran durum olay ve süreçlerin genel adı… Buna darfur sorunu da dahil çözülemeyen bir matematik problemi de… Nihayetinde o da  çözemeyenin hayatını zorlaştırmıyor mu? Huzurlu sakin bir hayat istiyoruz hepimiz ama mevcut meseleler ile hem bireysel hem de toplumsal  bunalımlarımızı vurup sırtımıza yaşayıp gidiyoruz.

  

Peki, meseleleri sadece yaşamak,    ne oldukları nasıl olduklarını ve ne zamandan bu yana var olduklarını bilmek için yeterli mi?

 

Meseleyi mesele edinmek! Asıl mesele bu olsa gerek!

 

Kolay değil.  Hayata müdahil olma isteğimize rağmen nedense meselenin pasif sütununda yer alıyoruz hep…Arsenikli su akıyor çeşmelerimizden. Sebebini ve müsebbiplerini sorgulamıyoruz. Şehirden altı yüz kilometre uzaklıkta konumlanmış bir hükümet suyumuzu daha temiz kılacak barajın yapımını engelliyor. Bu bir cinayet diye sokaklara dökülmüyoruz. Elbette meseleyi bilmeden kendine “dert etmek” de herhalde mümkün değil. Lakin genel olarak “hayat gailemiz”,  gündelik yaşamı idame ettirecek bir gelir kazanabilmekten ibaret… Biraz daha hırslılarımız sermayeyi büyütmek, piyasalarında söz sahibi olmak isteyebilirler tabii.

 

Çoluğumuz çocuğumuz için yaşıyoruz. İktisadi sıkıntılarla boğuşmayacak bir gelir seviyesine sahip olmaları için gücümüzün yettiği kadar en iyi eğitim olanaklarını sunmaya çabalıyoruz. Tüm meselemiz çocuklarımızın hayatını “kurtarmak”. Ama tüm bu çabalar mesela arsenikli sudan çocuklarımızı korumuyor… Şehrin su meselesini  bir nebze olsun rahatlatacak Çamlı Barajı’na itiraz eden siyasetçilerin hakkından gelemiyoruz. Demek meselemizin sadece çocuklarımız olması onları kurtarmaya yetmiyor.

 

Tamam. Hepimiz kendimiz için ve kendimize yaşıyoruz. Herkes kendisinden sorumlu ve kendi bacaklarından asılıyoruz bu hayat dükkanında… Ama sadece kendi gelirimizin kendi kazancımızın ve kendimizin peşine düşersek pek de kendimizi kurtarmış olmuyoruz. Amerika Birleşik Devletlerinde patlak veren ve tüm dünyanın yoksulları için hayatı daha da cehenneme çevirecek olan büyük kriz “gemisini kurtaran kaptan”  anlayışının iflasını da ortaya koyuyordu. Herkesin kendi çıkarını düşündüğü bir dünyada toplumun maksimum çıkarının sağlanacağı tezine dayanan bu anlayış bugün tek tek çıkarların toplamının hiç de sistemin toplumun ve “ortak aklın” çıkarı anlamına gelmediğini bir kez daha gösterdi.

 

Sadece kendi çıkarını meselesi haline getirenler için ötekiyle bir arada yaşamanın ötekinin derdinin ötekinin temiz su içebilme hakkının hiçbir önemi kalmıyordu. Nike gibi ünlü spor markalarının ürünlerini kullananlar bu marka ayakkabıların üzerinde köle olarak çalıştırılan üçüncü dünya çocuklarının parmak izlerinin bulunduğunu düşünmüyorlardı mesela. Yine Yörsan adındaki firmanın ürünlerini alırken bu fabrikada sendikalaşmak istedikleri için işlerinden kovulan beş yüze yakın işçiye haksızlık ettiklerini de kimse aklına getirmiyordu.

 

Başkalarının meseleleri aslında kendi meselelerimiz değil mi? Şehrimize bir bakın… İzmir’e…Sanki denizi korkutmak ve ondan korunmak üzere sanki deniz düşmanmış gibi sur sur apartmanlar inşa edilmiş İzmir’in tepelerine…Şehir fantastik bir bilim kurgu filmin setini hatırlatıyor… Sahilden bir bakın Karataş Halil Rıfat Paşa semtlerinin yerleştiği tepelere… Denetimsiz üreyen bir yabani ot gibi birbirini üstüne binerek topraktan fırlamış arsız apartmanlar hayret ve utanç uyandırır bu şehri sevenlerde! Peki neden? Kırk yıl kadar önce bu tepelerde birkaç katlı müstakil bahçeli evler varken semtin daracık sokaklarını soluksuz bırakan çok katlı yapılaşmaya kimler nasıl ve neden izin verdi. Semt sakinleri sadece bir katlık daire parasını daha ceplerine atmak için nasıl izin verdiler bu tepenin katline… Susuz Dede’nin hemen arkası on yıl öncesine kadar kayalıktı. Sonra devasa apartmanlar dikildi… Şehir çirkinleşirken bölge nüfus olarak iyice kalabalıklaştı. Sahiden kim izin verdi  inşaatın bu denli yüksek olmasına… Bu yüksekliği kim onayladı? Neye göre onayladı?

 

Bu binayı yapanlar yaptıranlar yapılmasına izin verenler herhalde çok kazançlı çıktı. Ama şehir kaybetti. Bu bina sahiplerinin meselesi daha çok para kazanmak ve çocuklarına daha iyi bir hayat vaat etmek olabilir. Görünen o ki İzmir’in gelecek nesilleri yine kaybetti. Tıpkı Wall Street’teki  şirket yöneticilerinin yedi sülalesine yetecek parayı cebe indirirken aç kalacak yüzlerce milyon insanı umursamamaları gibi.

 

Ne kadar çok mesele var değil mi? Bencilliklerimiz birinci mesele mesela… İkincisi hep beraber yaşamayı bu bencilliklerimize rağmen becerebilmek ve birey ve toplum arasındaki ilişkinin birbirinden koparılarak değerlendirilemeyeceğinin farkına varmak…

 

Mesele başkalarının diye önemsemediğimiz tüm meseleleri meselemiz kabul etmekte…

 

Mesele vicdan meselesi bu anlamda…

 

Ama başkalarının meselesi aslında bizim meselelerimiz değil mi? Sendikalı diye işten atılan işçileri umursamak, şehrin yeni nazım planlarıyla ilgilenmek, yeni yolların nereden geçeceği ile ilgilenmek yeni su kaynaklarının yerini tespit etmek. Tüm bunlar zaman içinde ya bize dönecek haksızlıklara ya bizim cebimizden çıkacak paraya işaret ediyor.

 

Mesele ortak akıl meselesi biraz da…

 

Şair Haydar Ergülen’in bir şiiriyle noktayı koyalım.

 Hepimiz aynı ormanda çalışıyoruz,Hepimizin yalnızlığı birimiz için  ne kaldı şimdi hepimizde bir parça can!Artık kimseye kırılamayızYalnızlık birimizi hepimize bıraktıBirimiz hepimizi yalnız bıraktıkAma ormanı yalnız bırakamayız.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 27 Ekim 2008 18:16 )
 

Istanbul
Ankara
Izmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR