KUTLAMA

30 AĞUSTOS VE 9 EYLÜL İLE

RAMAZAN BAYRAMLARINIZ

KUTLU OLSUN...

Belediye Haberleri
Belediye haberleri buraya
Yerel seçimlerden sonra erken seçim gündeme gelirmi?
 
Döviz Efekt.Alis Efekt.Satis
USD 1.4984 1.5089
EUR 1.9228 1.9363
Şuanda 2 konuk çevrimiçi
Köşe Yazıları
TÜRK OLMAK PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Köşe Yazıları
Nihat SÖZERİ tarafından yazıldı   
Pazartesi, 19 Ocak 2009 14:12

Türk olmak

Fatih Altaylı'nın köşe yazısında, yurt dışında fahri konsolosluk yapan
bir Türk'ün kaleme aldığı aşağıdaki yazıyı okudum çok hoşuma gitti
 ve hemen kendi köşeme taşıyarak sizlerle paylaşmak istedim.
Bu yazı istenirse daha uzatılabilir işin o tarafını da sizlere bıraktım...

“Türk olmak

Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla
 yaşayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç
asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma
uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığında…
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine
sövdüğünde…
Türk olmak lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini
ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana'yı
kuşattığı için ve hoş görülmemektir. Tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi
bütün Viyana'yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin
ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada
misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır,
aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının
bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta,
kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Truva'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten
eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen,
bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır
Türk olmak.
Türk olmak, Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, İstanbul'da Kızkulesi'dir,
Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık,
Trakya'da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su
vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı
değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın
su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç
ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen,
yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk
olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'Bir oğlum daha olsun, onu da vatan için
göndereceğim.' demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken
'Vatan sağ olsun!' demesidir.
Türk olmak 'Türk çayında radyasyon olmaz!' yalanları ile, 'Gusül abdesti alana AIDS
bulaşmaz!' dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı
garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri
döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır. Türk olmak,
aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez
tutamadan, toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkiyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve
Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövül düğünde ve kaval çaldığında,
yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde...
Hayatın sana verdiklerine 'Nasip', vermediklerine 'Kısmet' demektir. Her işin 'Hayırlısına'
inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını
atabilmektir.
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir
araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır
buhranda sıraya girerek, sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta
kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her
ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak.
Türk olmak Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için
şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir. “

Son Güncelleme ( Pazartesi, 19 Ocak 2009 14:14 )
 
2009 En'lerin Yılı Olacak PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Köşe Yazıları
Nihat SÖZERİ tarafından yazıldı   
Salı, 30 Aralık 2008 21:45

 “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bilinir” derler. Ee bilinecek
tabi Çarşamba’dan sonra Perşembe gelir zaten. İşte 2009 yılı da
öyle bir şey, 2008’den öyle belirtiler verdi ki, gelecek senenin ne
getireceğini anlamamak ahmaklık olur....
                 2009 Yılının, 2008 yılında başlayan
global ekenomik krizin hissedileceği ve daha sertleşeceği bir yıl
olacağı kesin. Krizden en az etkilenmiş gibi görünen Türkiyemiz
de 2009 yılında üzerine düşen zorlu günleri elbette yaşayacak.
Benim anlayamadığım ise, ülkemizde büyük bir çoğunluğun kapıya
dayanan krize aldırmadığı ve olayı populist siyasi yaklaşımlarla
geçiştirmeye ve çözüm bulmaya çalışması. Sokaktaki insanların
bazıları halen olayı bir iç siyaset polemiği gibi görüyor.
Kimileri “sizi, sizi, sırf AKP iktidarını yıpratmak için bu dedikoduları
çıkarıyorsunuz” demekten kendilerini alamıyor.
Gülüyorum onlara ben ya...
Adam batmış, kepenkleri indirmiş, komşuları ondan daha önce
batmış, aynı meslekten olan esnaf kalmamış, çevresinde borç
gırtlağını geçmeyen akraba, hısım kalmamış; ve inanın bu
adamların hepsi birden toplanmış, ellerinde AKP dövizleri ve
pankartlarıyla seçim maratonuna katılmış.
“Yahu ne oluyor” desem!
“Hade len, bozguncu, dinsiz” diyecekler...
         Evet dostlar, 2009 bizim için pek güzel bir yıl
olmayacak...
Toplum iki hatta üçe bölünmüş vaziyette...
Bunu baştaki iktidar ve muhalefet partileri de görüyor, bu durumu
engellemek için, kimileri çarşaflılara, kimileri de başı açıklara
rozet bile takıyor. Ama olmuyor, olmuyor ve olmuyor, korkarım
olmayacak ta...
           Aynı evde bile bölünmeler yaşanıyor artık, insanların
birbirlerine tahammülü iyice tükendi....

 Başa dönecek olursam: Bu yıl Dünya’da En’lerin yılı
olacak...
       Ortadoğu işaretlerini vermeye başladı bile, bir günde 300 kişi
öldürdü İsrail, bunun arkası gelecek ve belkide Filistin en kanlı
yılını yaşayacak. Neden mi? İsrail Barak Obama’ya bu yolla göz
dağı verecek te ondan..
             Avrupa hizmet sektöründen yeniden sanayi sektörüne geçişi
deneyecek ve milyonlarca kişi işşiz kalacak. Avrupa’da insanlar en
riskli iş yaşamını bu yıl yaşayacak.
             Avrupa’nın kapılarını kapattığı Balkan ülkeleri işçileri, yeniden
ülkemize akın etmeye başlayacak. Ülkemizde de çok sayıda
vatandaşımız işsiz kalacak.
           Daha çok yazarsam Kahin diyebilirler ve bu benim için kötü bir
imaj olur. Bu nedenle nasılsa yaşayıp hep beraber göreceğiz. Ben
yinede hepinize mutlu ve huzurlu bir 2009 diliyorum... 

Son Güncelleme ( Salı, 30 Aralık 2008 22:29 )
 
2011'de Erzurumspor Süper Lige PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Köşe Yazıları
Mahmut ARI tarafından yazıldı   
Cuma, 19 Aralık 2008 01:26
Öncelikle tüm okuyucularıma sevgi ve saygılarımı sunarım. 2011 de görücüye çıkacak olan güzel şehrimiz Erzurumumuza şimdiden başarılar dilerim. Avrasya gazetesi olarak 2 yıl sürecek olan tanıtım festivallerimiz 7 ayrı Avrupa ülkesinde gerçekleştirilecektir. Festivalin içeriği tüm dünyaya 2011 kış oyunları bağlamında, Erzuruma dair ne varsa, örneğin sosyal, kültürel, tarihsel, coğrafi ve fiziksel yapıdan geniş kapsamlı olarak etkinlikler ve bununla beraber sunumlar yapılacaktır.
 Dikkatini çekmek istediğim asıl gayenin bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi eksik görülen ve bugüne kadar ilimizde yapılamayan bir takım meselelerin 2011’e yetişmesi arzusundayım.
Şöyleki; kültür beşiği olan medeniyetlere başkentlik yapan şirin Erzurumumuzun yeterince içe ve dışa anlatılamamasıdır. Küçük Anadolu şehirlerinde iklim şartlarına ezilen ve temsil noktasında hiç bir yere konamayan ayrıca bugüne kadar birçok hükümetlerin hakkında çıkarmış oldukları kalkınmada öncelikli iller arasında bulunan Erzurum’un safsatayla ihmal edildiği gözlenmektedir. Oysa ki diğer bölgelerimize yapılan yatırımlar her açıdan bilinmektedir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK  Cumhuriyetin temelini bu şehrimizde atmıştır. Bununla yetinmeyip TBMM kararıyla Selanik’te bulunan nüfus kütüğünü Erzurum’a taşımıştır. Ve ilk mebusluğa Erzurm’dan seçilmiştir. Bir Erzurumlu olarak bu durum karşısında son derece vakurlu ve gururlu bir DADAŞ’ım   Yapılacak olan 2011 Erzurum Kışm Oyunları’nda formatına uygun olarak devlet büyüklerimizin ve Erzurumlu iş adamlarımızın gayret ve çabaları ile Erzurumspor’u 2011 de Süperlig’de görmek istiyoruz. Erzurumspor memleketimiz ve bölgemiz için bacasız bir fabrikadır. Şöyleki; ağır kış şartlarını bahane ederek hem devletimizin hem de iş adamları-mızın bu bölgeye yatırım yapmamaları aşikardır. Bu durumda yöre halkımızı zenginleştirmeyip fakirleştirmektedir. İşte bizim Erzurumspor’un Süperlig’de olması halinde yöremizde ve ilimizde bulunan sırasıyla esnaf, taksici, oteller, manavlar, marketler, alışveriş merkezleri V.S gibi ekonominin lokomotifleri iş yapacaklar ve bu da  kalkınmanın adımının atıldığı anlamına gelir. Önceki yıllarda da bizler bunlara tanıklık ettik. Bundan da anlaşılacağı gibi Erzurumspor’un 2011 Kış Oyunları ve önümüzdeki mahalli idarelerin seçimlerinin rüzgarına kapılıp diğer süperlig takımları gibi her zaman arzu ettiğimiz ve görmek istediğimiz yere çıkması. Öyle ümit ediyorum ki benim duygularımı tüm Erzurumlu hemşehrilerim gönülden destekleyecekler. Şimdiden 2011 Erzurum kış olimpiyatlarının Erzurumumuza ve tüm ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.   Erzurumspor’un çıtasını yükseltmek için öncelikle sayın Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep  AKDAĞ, Erzurum Belediye Başkanımız sayın Ahmet KÜÇÜKLER, oda başkanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, iş adamlarımız, millet vekillerimiz ve kendini Erzurumlu hisseden dünyadaki tüm Erzurumluların taşın altına ellerini sokmaları temennisiyle.
 Öteyandan  2011 Erzurum Kış Oyunlarının Tanıtımına Destek temalı “Uluslararası 6. Altın Saat Kulesi Ödülleri Festivali”miz 2009 yılı Şubat ayının ilk haftasında Bulgaristan’da gerçekleştirilecektir. Bu komitede Avrasya Gazetesi Kültür Danışmanı ve T.H.M. sanatçısı olarak hizmet edeceğim, her ülke sevdalısının da bu organizasyonumuzun bir yerinden tutması umudu ile bir sonraki yazımda buluşmak üzer esenlikler dilerim.
Son Güncelleme ( Cuma, 19 Aralık 2008 01:29 )
 
Görevim Doğruları Yazmak PDF Yazdır e-Posta
Köşe Yazıları
Nihat SÖZERİ tarafından yazıldı   
Cuma, 19 Aralık 2008 01:21
Aylardır emek verdiğim bir festival hakkında uzun uzun yazmak istiyorum ancak, o kadar güzel bir festival oldu ki ifade etmekte zorlanıyorum.
 Ben sadece festivalimize bir iğne deliği kadar dahi katkısı olana minnettar olduğumu ve teşekkür ettiğimi söylemek isterim. Bu nedenle o anlatamadığım güzelliklerin yerine anlatabileceğim bir kaç söz söylemek istiyorum.
 - Festivale ülkem insanlarının tamamı sahip çıktı. Başta Erzurumlular olmak üzere İzmir’de bulunan bir çok kurum, kuruluş, belediye, oda ve hatta Balkan ülkeleri ve Ukrayna’da dahil. İzmir’de olup, Erzurumlu olmalarına rağmen sadece üç isim, dikkat edin lütfen, kurumlarından ayırarak sadece isimleri söylüyorum;  Bir Belediye Başkanı, Bir Federasyon Başkanı ve Bir Oda Başkanı yanımızda değillerdi. Diğer iki başkan baştan yanımızda olamayacaklarını söylediler ve dobraca konuştular kendilerini tebrik ederim. Ama, Oda Başkanı,  İESOB Başkanı’nın yanında söz vermesine rağmen, dalga geçer gibi devamlı bizi atlattı, kendisi çağırdı makamına ama gelmedi, üstelik bize gelmediniz diye serzenişte bulundu, çok komikti çok. Eğer gerekirse bu üç ismi de açıklayabilirim...
 - Festivalimiz bugüne kadar bir çok temasıyla adından yurt içinde ve dışında söz ettirmeyi başarmıştır. Bu beşincisi ve teması ülkemiz için ve Erzurum için çok önemli olduğundan, Erzurum 2011’in tanıtımı olarak seçtik, ve bundan sonra eğer başarabilirsek yurt dışına taşıyacağız (Bu ekiple Savaş Kazanılır) ve oralarda aynı temayı 2011 yılına kadar devam ettireceğiz.
 - Bu organizasyona başta Erzurumlular ve ardından tüm ülkemiz ve Balkanlar sahip çıktı, bundan sonrakilere de sahip çıkarlar bilirim.   -Benim esas heyecanım ve sabırsızlıkla beklediğim önümüzdeki 2009 Şubat ayında Bulgaristan Sofya’da yapacağımız festival. Ben Şimdiden Erzurum’u ve Erzurumluları kıskanmaya başladım bile, çünkü 6 ülke katılacağını şimdiden bildirdi...
Son Güncelleme ( Cuma, 19 Aralık 2008 01:24 )
 
Saat 09:05 PDF Yazdır e-Posta
Köşe Yazıları
Nihat SÖZERİ tarafından yazıldı   
Çarşamba, 12 Kasım 2008 12:00
İşe erken gelip tüm hazırlıklarımı yaptım, masamın üzerini temizledim, bilgisayarımı açtım, ofisimi havalandırdım, bu yazıyı yazmak, duygularımı paylaşmak için sizlerle bu köşeden.... Duvarda asılı duran Atatürk’ün resmini sildim, uzun uzun baktım mavi gözlerine. Tam saat 09:00’da her işi bırakıp, Atanın resmini tam karşıma koydum. 5 dakika onunla göz göze gelmek istedim yeniden, uzun uzun bakıştık , biraz hüzün vardı gözlerinde, yaşıyor gibiydi, nefes alıp verdiğini fark ettim. Çok uzun sürdü o 5 dakika, sanki kendimi sorguya çekiliyor gibi hissettim, “Ne bu memleketin hali, emanetime neden sahip çıkmıyorsunuz?” diyen sözleri kulaklarımda çınlayıverdi. Ben suçlu, ben ezik, ben üzgün ve hüzünlüydüm onun karşısında. Kibirden eser kalmamıştı bedenimde, gözlerim önüme devrilmişti. Birden o acı gerçeği hatırlatan siren sesleri çalmaya başladı, siren sesleri kurtarmıştı beni o ızdıraptan, saat 09:05’i gösteriyordu. Dim dik dikildim olduğum yere birden, düşen omuzlarımı yeniden kaldırdım, nemli gözlerimi diktim yeniden mavi gözlerine; “Atam, Vatan ve Cumhuriyetimize sonuna kadar sahip çıkacağıma, en son nefer ben kalsam da gözümü kırpmadan, ölüm pahasına hainlerle çarpışacağıma, onları eninde sonunda cezalandıracağıma, şerefim üzerine söz veriyorum” dedim. Bakışlarının değiştiğini, kaşlarının kalktığını, yüzüne huzur geldiğini gördüm. Ölmediğini biliyordum, bir kez daha kanıtladım onu kendime.  
Son Güncelleme ( Çarşamba, 12 Kasım 2008 12:20 )
 
<< Başlat < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 2

Istanbul
Ankara
Izmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR