AB FAŞİZMİ (30 Ekim 2005)
*Fikir hürriyetine sonuna kadar saygılı bir siyasetçi olarak Ab’ne neden karşı çıktığımızı söylüyorum....
*AB Orhan Pamuk’a gösterdiği hassasiyeti neden İslami değerlerine bağlı olarak yaşamak isteyen insanlarımıza göstermiyor.
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu İzmir’de AB hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Büyük Birlik Partisi İzmir İl Başkanı Mustafa Arslan, Alperen Ocakları İzmir İl Başkanı Nejat Zümbül, BBP Buca İlçe Başkanı Mahmut Çetin, BBP il eski Başkanı Mehmet karanfil ve partililer katıldı.
Muhsin Yazıcıoğlu basın toplantısının ardından Avrasya Gazetesi’ne çeşitli açıklamalarda bulundu. AB, hükümet ve Ermeni meselesi hakkındaki görüşlerini bildiren Yazıcıoğlu ile yaptğımız röportajı hiç katkı koymadan Mercek farkıyla sizlere aktarıyoruz.
Muhsin Yazıcıoğlu,”Buradan sesleniyorum, 3 Ekim gününe kadar önümüze çerçeve belgesini koyamamış bir Avrupa ile pazarlıkları dondurunuz ve artık Avrupa Birliği hayal tünelinden çıkınız, her şeyimizi isteyip karşılığında hayal vadeden Avrupa Birliği’ne hayır diyerek gelin kendi medeniyet coğrafyamızda kimseyle medeniyet çatışmasına girmeden Türklüğün tüm yer altı, yer üstü kaynaklarını kullanarak, çevre şartlarını kullanarak yeniden medeniyet öncülüğü yapmasını sağlayalım. Ben iktidara Avrupa Birliği hayal tünelinden çıkın diyorum, Avrupa Birliği senin Kızıl Elman değildir, varlık sebebin değildir, olmazsan da yokluk sebebin olmayacaktır, dolayısıyla daha fazla aşağılanma, daha fazla itilme, daha fazla hakarete uğrama ve bizi de daha fazla hakarete uğratma diyorum.”
Dünya çok değişti iki kutuplu bir dünya artık yok, farklı bir dünya ile karşı karşıyayız. Geçmişte Avrupa ile ekonomik ilişkiler kurmak mecburiyetinde kalan Türkiye bugün Asya coğrafyasında, Kafkaslarda yepyeni alternatiflere kanat çırpma imkanına sahip. Türkiye ekonomik ilişkilerini çok yönlü hale getirmek farklı vaziyetler oluşturmak ve bir çok ekonomik iş birlikleri gerçekleştirmek imkanına sahip. Türkiye’nin çok unsurlu bir dış politika sürdürmek için coğrafyası çok müsaittir. Tarihi bir ülke ve tarihte kurduğu bağlar ve bu medeniyet içerisinde kalan milletlerle ilişkileri artırmak avantajlarına sahiptir. Yani Türkiye Avrupa’ya üye olmadığında hayat bitmiş olmaz. Türkiye Avrupa Birliği tam üyeliğine giden istikametten dönerse hayat son bulmaz, Türkiye’nin yepyeni alternatifler oluşturma şansı vardır ama Türkiye’nin idaresini ele alanlar peşin olarak karşısındakilere içinde bulundukları şartları hayat meselesi gibi gösterdikleri için sürekli taviz vermektedirler. Avrupa Birliği süreci Türkiye için artık çekilmez bir hale gelmiştir. Avrupa Birliğine giden yol Türkiye için şahsiyetini, onurunu zedeleme noktasına gelmiştir. Bu yol artık çıkmaz sokaktır. Türkiye’nin serbest dolaşım hakkı olmadan, onlardan yararlanmadan, çiftçimizin endüstriyel tarıma geçmesini desteklemeden ve ülkemizin bütünlüğünü muhafaza ederek gelişme gibi avantajlarını korumadan Avrupa Birliğine girmesinin bir anlamı yoktur. Avrupa asla kabul edemeyeceğimiz şeyleri istemeye başlamıştır hatta önceden istemiştir. Sayın başbakan diyor ki : “ne istedilerse verdik ne dedilerse yaptık” Türkiye ne istenirse verecek ne denirse yapacak bir ülke olmamalı. Türkiye bağımsız güçlü bir devlet olarak karşılıklılık esasına dayanan bir dış politika izlemek zorundadır. Türkiye tam tersine tek yönlü tek yanlı dayatmalar ve zorlamaların kıskacına alınmış mengene gibi sıkıştırılan ve sürekli takip edilen sürekli milli bütünlüğünü ve birliğini bozacak yasal dayatmaların ülkesi haline gelmiştir.
Çok önemli bir karar aşamasındayız
3 Ekim öncesinde Avrupa Parlamentosu sözde Ermeni soykırım iftirasını kabul ettiğini karara bağlıyor, Kıbrıs’la ilgili gümrük birliği ek protokolünün kabul edilmesi konusunda karar alıyor ve Türkiye’ye Rum yönetiminin NATO’ya girişini veto etmeyeceksiniz deniyor. Ek protokolü imzalayacaksınız, meclisinizden geçireceksiniz, Rumlara hava alanlarınızı, limanlarınızı açacaksınız deniyor. Bunları yapmazsanız Avrupa Birliği müzakerelerine başlasanız bile devamını getiremezsiniz deniyor. Ardından Kürtlere otonomi vermediğiniz takdirde Avrupa Birliğine tam üye olma şansınız yoktur deniyor. Bütün bunlar söylenirken bizimkiler de telaş edilecek bir şey yok diyor. Şu anda Türkiye’nin çok önemli bir karar aşamasında olduğunu düşünüyorum.
Ab’nin yeni faşizm anlayışı
Bakınız özgürlükler, fikir hürriyeti, inanç hürriyeti, okuma hakkı, işçi hakkı Avrupa Birliğinin ileri sürdüğü haklardır. Ama bize gelince Avrupa Birliği çifte standart uyguluyor, Avrupa’ya göre; Türkiye’de bölücülük, eşkıyalık ve bu ülkeye ihanet prim yapıyor ve bu istikamette yazan çizen herkese özgürlük ve hürriyet istiyorlar. Bu Avrupa Birliği’nin yeni Faşizm anlayışıdır. Örneğin Orhan Pamuk konusunda gösterdikleri bir hassasiyeti neden İslami değerlerine bağlı olarak yaşamak ve okumak isteyenlere gösteremiyorlar, çünkü çifte standart uyguluyorlar.
Karşı çıkmak bizim hakkımız
Türkiye’de Ermeni konferansı oldu biz bu konferansın resmi bir üniversitede tek yönlü şartnameye dayanan, Ermeni siyasetinin emrinde ve kontrolünde olmasından büyük rahatsızlık duyduk. Fikir hürriyetine saygılı ve her türlü fikrin ülkede konuşulmasından yana olan bir siyasetçi olarak Ermeni konferansına karşı çıkmamızın,” Ermeni platformunun kontrolünde Türkiye’nin resmi bir üniversitesinde toplanarak Ermeni Diyasporası’nın sözcülüğünü yapanlar kendilerini nasıl haklı görüyorsa, Türk topraklarında ilerde kullanılmak üzere ilmi kılıf giydirilen bu toplantıya karşı çıkmak bizim de hakkımız” olarak görülmesini istiyoruz.