Atilla SERTEL
İYİ Kİ DOĞDUN KARDEŞİM
Ne diyeyim benim mahzun bakışlı kardeşim…
Ses, görüntü kayıtlarının altında onlarca insan senin için çığlık çığlığa…
“İyi ki doğdun Balbay” diye bağırıyor…
Çoğunluğu kadın salonun… Kadınlar daha yürekli. Kadınlar daha direngen… Kadınlar daha vefalı. Sevgilerini, özlemlerini haykırıyorlar, yetinmiyorlar… Avuçları kızarıncaya değin alkışlayacaklar…
Kanatlarını çırpan kuş gibisin kardeşim…
Mutlusun…
Alkışları kestirmek için iki kolun önde ellerinin avuç içleri yere bakıyor, eğiliyorsun, geriye doğru yaslanmadan doğruluyorsun… Yükselen alkışları azaltıyor, susturuyorsun…
Orkestra şefinin ciddiyeti içinde bir dev koronun özgürlük coşkusunu yönetiyorsun… Yumrukların havayı dövmüyor ama kararlılıkla sıkılı. Kucaklaşmak istiyorsun seni sevenlerle, uzanan elleri yakalamak sıkmak istiyorsun ancak çaresizsin…
Yasak kardeşim!..
Ben böylesine içten, böylesine güzel bir doğum gününe ilk kez tanık oluyorum. Benim gibi salonu dolduranlar da… Sen de…
Silivri, Silivri olalı bu kadar çok milletvekilini görmedi bir arada…
Tek tük, duyarlı olanlar gelirlerdi geçtiğimiz dönemde.. Bu kez kalabalık ve örgütlü geldiler… Sayıldılar, 45 kişiydiler, seninle birlikte 46…
Onlar da sana gösterilen sevgiyi, sana yapılan tezahüratı izlediler… Onların bir kısmı da halkla birlikte alkışladı seni…
Ali Ekber Yıldırım ile birlikte İzmirli tüm gazeteci dostlarımızın sevgisini getirdik kucak dolusu… Özgürlük türkülerini de… “İyi ki doğdun” dileklerini de…
İki yıl önceydi. Yani İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin çiçeği burnunda cemiyet başkanıyken… Federasyon Genel Başkanlığı’nda adaylığımı daha henüz açıklamamışken… 1 Eylül Dünya Barış Günü’ydü. Senin bizlere yazdığın mektubu okumuş ve düzenlediğimiz basın toplantısında, “İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesi, üyemiz Mustafa Balbay özgür yargılansın” diye haykırmıştık…
Sonra hiç kopmadan duruşmalara katılarak… İzmirliler’le seni buluşturarak… Mektuplaşarak… Demir parmaklıkların ardından elimizde telefon ahizesi hasret gidererek günleri, ayları ve hatta kocaman yılları geride bıraktık…
Biz dışarıda hissettik acıyı, sen içeride…
Bizim soluğumuz daraldığında, canımız sıkıldığında mekan değiştirdik… Kent değiştirdik… Dostlarımızla buluştuk sohbet ettik, güldük, eğlendik… Zaman zaman tartıştık, bazen neşeli, bazen öfkeli… İnsana dair ne varsa yaşadık. İnsanın yaşayacağı tüm duyguları yüreğimizde, beynimizde yaşadık.
Olmayacak şeylere üzüldük… Ardından kahkahalarla güldüğümüz anları… Rakı masası sohbetlerini, şakalaşmaları yaşadık…
Görmediğimiz kentlere giderken heyecanlandık.
Konserlerde sanatçılara eşlik ettik…
Toprağa verdiğimiz sevdiklerimizin ardından gözyaşı döktük…
Düğünlerde oynadık...
Kısacası kardeşim, insana dair ne varsa yaşamımızda var…
Çok mutlu olmasak da, her şey istediğimiz gibi gitmese de yaşıyoruz kardeşim.
Ali Ekber’in söylediği gibi, “Kızımı severken, kucağıma alırken hep Balbay geliyor gözlerimin önüne… O oğlunda ilkleri göremedi… İlk adımlarını… İlk dişini… Baba, anne deyişini”…
Üzülüyor Ali Ekber… Çocuğunu severken seni ve senin o güzel yavrularını düşünüyor… İşte o zaman kahroluyor.
Bu satırları senin canını acıtmak için yazmıyorum Mustafa’cım. Bu satırları yüreğimden geldiği gibi yazıyorum. İçimden geldiği gibi.
Mustafa’cım…
Milletvekili seçilmeden üç gün önce yanındaydım… 12 Haziran bizler için dönemeç olacaktı. Milletin seçtiği gazeteci İzmir Milletvekilimizle ilçe ilçe gezecektik… İlçelerin caddelerinde, sokaklarında kimi görsek teşekkür edecektik…
Öyle korumalar olmadan… Sıradan ama yürekten teşekkürlerle… Yürüyecektik İzmir’in sokaklarında ayaklarımızın altı kızarana değin… “Teşekkürler İzmir” diye haykıracaktın. Teşekkürler…
Milletvekili seçildin ancak geçen dönem seçilenlere uygulanan muamele sizlerden esirgendi… Bunun nedenleri toplumda tartışılıyor. Milletin özgür iradesine konulan ipotek, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyenler millete inat ederek, “Hadi canım sende, güç nasıl olsa bende” cakası içinde…
Mustafa’cım, ben halkımıza inanıyorum…
Şu şaşkınlık günleri geçsin… Başta analar, bacılar olmak üzere TBMM Başkanı Cemil Çiçek’i mektup, e-mail, telgraf yağmuruna tutacaktır… “Parlamento üyesine sahip çıkmalıdır” diyecektir.
Tutukluluk süresinin kısalması, cezanın peşin yatırılması anlayışının önüne geçilmelidir.. Özel yetkili mahkemeler kaldırılmalı, terörle mücadele yasası yeniden ele alınmalı ve düzenlenmelidir.
1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşıyor Kardeşim…
Senin ve mesleğimizin özgürlüğü adına tam iki yıl önce yapmışız ilk basın toplantımızı… Bu 1 Eylül’de yeniden ülkemize, dünyamıza barış gelmesi için yine haykıracağız, “Yaşasın barış, yaşasın özgürlük” diye.
Silivri’nin zindanlarında sen de Tuncay kardeşim de hücredesin… Tek başınasın.. Tuncay da…
Biliyorsun ancak yine tekrar edeyim. Seni ve Tuncay’ı tek başına hücrede tutanlar bilmeli ki sizler milyonlarca dışarıdasınız… Bedenen tek başına ancak inanç, kararlılık, yurtseverlik ve mücadele adına milyonlarlasınız kardeşim o dar hücrede milyonlarca…
En kısa sürede özgür günlerimizde kucaklaşmak dileğiyle…